Antik Tiyatro
Antik çaÄŸların Batı Anadolu’daki en önemli kentlerinden ve dünyanın Yedi Harika’sından birine sahip ve tarihin babası sayılan Herodotos’un doÄŸum yeri olan bu kentten, Halikarnassos’tan üzülerek söylemek gerekirse pek az ÅŸey günümüze kalmıştır. Var olanlar da seneler içinde sanki sistematik bir ÅŸekilde tahrip edilmiÅŸlerdir. Haikarnassos’tan kalanların içerisinde nispeten en iyi korunanı Göktepe’nin güney eteklerine sırtını dayamış olan amphitiyatrodur.
Elimizde kesin bilgiler olmasa da antik tiyatronun Maussollos devrinde veya biraz daha geç devirde yapılmış olabileceÄŸi (ama M.Ö. 4. yüzyıldan ne sonra ne önce) kuvvetli bir ihtimaldir. Ancak yapı Roma çağında onarım görmüş, belki de skene (sahne) ikinci katı ve üst cavea (oturma yerleri) bu çaÄŸda inÅŸa edilmiÅŸtir. DoÄŸu Roma imparatorluÄŸu devrinde ise ufak tefek tamiratlarla kullanılmış ve daha sonraları M.S. 7. yüzyıldan sonra kullanılmaz olmuÅŸtur. Belki de zelzeleler sonucu toprak altında kalmıştır. Zira Prof.Dr. Ümit SerdaroÄŸlu (o zamanlar asistan idi) burada kazılara baÅŸlamadan önce (1970) alt cavea’nın varlığı pek bilinmiyordu.
Tiyatro tipik M.Ö. 4. yüzyıl klasik Yunan tiyatrolarına bir örnektir. Bir farkı orchestra denilen ortadaki alanın tam yuvarlak olmayışıdır. Sahne (skene) binasının pozisyonu, yandaki seyirci giriÅŸ ve çıkışları (paradoi’lerin) üstünün açık oluÅŸu ve mimari tarzı, oturma yerlerinin ( cavea) durumu, yani tiyatronun planı ile Epidauros’taki klasik Yunan tiyatrolarına örnek gösterilen geç 4. yüzyıl tiyatrosu ile büyük bir benzerlik göstermektedir.
Antik çağ tiyatroları incelendiğinde bunların üç ana bölümden oluştuğu görülür. Bu değişmez bir kuraldır.
1. Seyircilerin oturdukları basamaklı kısım, yani CAVEA yahut THEATRON
2. Önceleri koronun sonraları oyuncuların da durduğu ortadaki yuvarlak ya da yarım yuvarlak alan. ORCHESTRA.
3. Tiyatronun ön bölümündeki, önceleri dekoratif, sonraları oyunun oynandığı sahne binası. SKENE ve PROSKENE. bütütn bu üç ana öğe de kendi içerisinde devirler boyunca yazılı edebiyattaki geliÅŸmelere ve günün modasına uygun ve paralel olarak çeÅŸitli deÄŸiÅŸiklikler ve geliÅŸmeler göstermiÅŸtir. Antik çaÄŸlarda tiyatrolara ücretle girilirdi. Bunun için alınan jeton ÅŸekilli biletlere Symbalon adı verilirdi (ki günümüzde kullanılan Sembol kelimesi buradan gelir.) Mesela Atina’da M.Ö. 4. yüzyılda giriÅŸ ücreti 2 obol idi.
Antik çağlarda tiyatroların eğlence yeri olmalarının yanı sıra sosyal görevleri de vardı.Siyasal konuşmalar, propagandalar, sosyal ve edebi söyleşiler, şiir ve şarkı yarışmamaları da yapılırdı buralarda. Bunun en büyüyk nedenlerinden birisi de bu tiyatrolarda akustik probleminin çözülmüş olmasıydı.
Elbette o dönemde Halikarnassos tiyatrosunun önünden 4 ÅŸeritli yol geçmiyordu ve 24 saat boyunca kamyon, otobüs ve mobilet trafiÄŸi yoktu. Ayrıca Bodrum da bu kadar gürültülü deÄŸildi. Antik çaÄŸlarda tiyatro olmazsa olmaz yapılardan biridir. Bunu her antik kentte bir tiyatro olmasından anlıyoruz. Bugün Anadolu’da bilinen 100′e yakın tiyatro yapısı vardır. bu yapılar M.Ö. 4 ç yüzyıl ile M.S. 2. yüzyıl arasına tarihlenir. Tiyatro oyunları, edebiyatı ve mimarisi ile M.Ö. 6. yüzyıllara kadar gider. İlk binalar ahÅŸap basamaklardan oluÅŸuyordu, bilahare oyunların karakter deÄŸiÅŸtirmesi ile ahÅŸap bir sahne binası eklenmiÅŸtir.Ancak Atina’daki ahÅŸap Dionysos tiyatrosunun bir yangınla tahrip olmasından sonra tiyatrolar taÅŸtan yapılmaya baÅŸlanmıştır
Tiyatrolarda ilk oyunlar ÅŸarap tanrısı Dionysos’un ÅŸerefine yapılan ÅŸenliklerle ilgiliydi. Bu ÅŸenliklerde teke postu giymiÅŸ insanlar ÅŸarkı söyler ve dans ederlerdi. İlk tiyatro eserlerinde önceleri sadece bir koro vardı. Koro 12 veya 15 kiÅŸiden oluÅŸurdu. Daha sonraları bir aktör eklendi oyunlara, M.Ö.534′de Thespis isimli bir yazar koro ile aktör arasına bir diyalog koydu. Aktör anlatır, koro yorumlardı.
Bu Yunan dramasının baÅŸlangıcı sayılır. Daha sonraları yani M.Ö. 500′lere gelindiÄŸinde aktör sayısı ikiye çıktı. Bu iki aktörün konuÅŸmalarını yorumlar oldu koro. Üçüncü aktörün çıkışı trajediyi doÄŸurdu ve nihayet M.Ö.486′da iki Pers savaşı arasında komedi yerleÅŸti tiyatro dünyasına. Zira maliyetlerin düşük olması savaÅŸlar nedeniyle ekonomik sıkıntıya düşen halkın tiyatroya tekrar ilgi duymasını saÄŸladı. Tiyatroya müziÄŸi ve dansı sokan ise M.Ö. 468′de Sophokles’dir.
Başlangıçta Yunan dünyasında kadınların tiyatroya gitmeleri yasaktı. Ancak kesin olmamakla birlikte M.Ö. 5. yüzyıl ortalarında kadınlara izin verilmiştir.
Tiyatrolarda ÅŸarap ve tatlı ÅŸeyler satılırdı. Yani seyircilerin bunları yeme ve içmeleri serbestti. Aristotales, “seyirci eÄŸer oyunu beÄŸenmezse çok yer” diyor.
Bodrum antik tiyatrosu 2002 yılında özel bir ÅŸirket tarafından restore ettirildi. Antik tiyatro bugün pek çok konsere ve tiyatro gösterilerine ev sahipliÄŸi yapmaktadır. 2005 yılında Aischylos’un Lysistrata adlı oyunu Bodrum Ticaret Odasının olarak gelen Atina Üniversitesi Tiyatro öğrencileri tarafından Yunanca aslına uygun olarak sahneye kondu. Nöylece yapımından 2500 sene sonra bir antik çaÄŸ oyunu yeniden sahnelenmiÅŸ oldu Bodrum’da, Hilakarnassos’da.
Yaklaşık 12.000 kişilik olan antik tiyatronun alt oturma kademeleri toprak altında kaldığından günümüze sağlam olarak gelmiştir. Üst kademeler ise maalesef zamanla inşaatlar için alınıp götürüldüğünden mevcut değildir. Hatta 1970 yılında yapılan kazıdan sonra adeta kaderine terk edilen ve tahribata açılan tiyatronun yol kenarına konan işlemeli blokları da zamanla alınarak inşaatlarda kullanılmıştır. 2002 yılındaki restorasyondan sonra antik tiyatroya ait yapı blokları, yazıtlar, mimari parçalar sınıflandırılarak tiyatronun ön tarafında korunmaya alınmıştır.
Son araştırmalardan sonra ortadaki yuvarlak orchestra kısmı ile oturma kademelerinin arasında kentin yöneticileri ve saygın kişileri için koltukların mevcudiyeti anlaşılmaktadır. Ancak Roma çağında muhtemelen buraya duvar çekilmiş ve orta alan gladyatör ve hayvan dövüşleri için yeniden düzenlenmiştir. Restorasyonla beraber yapılan temizleme çalışmaları sırasında bazı basamaklar üzerinde kazınmış isimlere rastlanmıştır. bunlar belki de o çağlarda tiyatronun yapımında çalışan taşçı ustalarının isimleri idi. Yine yapılan çalışmalarda tiyatronun oturma kademelerinin tam ortasında tonozlu bir giriş bulunmuştur. Bu giriş ve arkası temizlenince ortaya, sağa ve sola giden tonozlu koridorlar, ana kayaya oyulmuş odalar bulunmuştur. Bu odalar muhtemelen daha eski tarihlere ait mezar odalarıdır. Her ne kadar bu koridorlarda çıkartılan dolgu toprağı içerisinden Hellenistik keramik parçaları çıkmışsa da bu mezar odaları tiyatronun inşaatından daha sonraya ait olamazlar.
Roma çağı yaÅŸam anlayışının deÄŸiÅŸmesi ve devletin izlediÄŸi politika ile doÄŸru orantılı olarak tiyatroya olan ilgi deÄŸiÅŸti, azaldı. Tiyatrolarda edebi oyunlar yerlerini ÅŸiddet ve kan içeren gösterilere bıraktı. Hıristiyanlığın çıkışıyla artık pagan dinlerinin kalıntısı olan tiyatrolar eski iÅŸlevliklerini yavaÅŸ yavaÅŸ kaybetmeye baÅŸlamış ve yeni oyunların da yazılmamasıyla ve yeni dinin baÄŸnaz tutuculuÄŸu neticesi sonunda belki oyunlar yasaklanmış olsa gerek. Bunda da en etkin neden Geç roma döneminde artık tiyatroların edebi eserlerin sahneye konduÄŸu yer olmaktan çıkıp moda olan ve halkın raÄŸbet ettiÄŸi ÅŸiddetin boy gösterdiÄŸi oyunların sahnelendiÄŸi yerler haline dönüştürülmüş olması etken olmuÅŸtur. hemen hemen tüm Anadolu tiyatrolarında bunu görmekteyiz. Zira bu çaÄŸlarda (Geç Roma) Anadolu’da kanlı hayvan oyunları ve ölümcül gladyatör dövüşleri artık Aristophanes’in “KuÅŸlar” ından, Sophokles’in “Oidipus” undan, Aischylos’un “Lyssistrata” sından daha çok sevili, tutulur olmuÅŸtur.
sonunda halkın yeni dinin inancı ile yüz yıllardır çekilen zulüm ve acının simgesi haline dönüşen bu yapılara olan sevgisi sona erdi ve böylece tiyatroların yüzlerce yıllık uykusu başladı.

